Ophelia

John Everett Millais (1851–1852)

Suyun üzerinde yavaşça süzülen bir beden.

Etrafında açılmış çiçekler…
Ağaç dallarının arasından süzülen ışık.
Genç bir kadının elleri suyun üzerinde açık durur.

Yüzünde ise garip bir sakinlik vardır.

Bu bir ölüm anı gibi görünmez.
Neredeyse huzurlu bir uyku gibidir.

Ama bu genç kadın aslında ölmek üzeredir.

O, Shakespeare'in en trajik karakterlerinden biridir: Ophelia.

William Shakespeare'in Hamlet adlı eserinde Ophelia, saray entrikalarının, ihanetin ve kaybın ortasında kalan kırılgan bir ruhtur. Babasının ölümü ve Hamlet'in giderek karanlıklaşan dünyası, onu yavaş yavaş akıl sağlığını yitirdiği bir noktaya sürükler.

Sonunda Ophelia bir nehir kıyısında çiçekler toplarken suya düşer.

Shakespeare bu sahneyi neredeyse şiir gibi anlatır.
Çiçekler, dallar ve suyun sessizliği içinde Ophelia yavaşça nehrin içine kaybolur.

Yüzyıllar sonra İngiliz ressam John Everett Millais, bu trajik anı tuvaline taşımaya karar verdi.

Millais, Pre-Raphaelite kardeşliğinin genç ve idealist ressamlarından biriydi. Amacı doğayı ve insan duygularını mümkün olduğunca gerçekçi bir şekilde resmetmekti.

Ophelia tablosu için haftalar boyunca bir nehir kenarında çalıştı. Bitkileri, çiçekleri ve suyun hareketini büyük bir sabırla resmetti.

Ama tablonun en unutulmaz kısmı Ophelia'nın kendisidir.

Millais bu sahne için model olarak genç sanatçı Elizabeth Siddal'ı seçti.

Siddal, Ophelia'nın suyun üzerinde süzülen bedenini canlandırmak için bir küvetin içinde poz verdi. Ressam suyun altına mumlar yerleştirerek onu sıcak tutmaya çalışıyordu.

Ancak bir gün mumlar söndü.

Elizabeth Siddal saatler boyunca soğuk suda kaldı ve ağır şekilde hastalandı. Babası daha sonra Millais'ten tedavi masraflarını talep etti.

Bu yüzden Ophelia tablosu yalnızca Shakespeare'in trajedisini değil, aynı zamanda sanatın arkasındaki kırılgan insan hikayelerini de taşır.

Bugün tabloya baktığımızda hala aynı duygu kalır.

Suyun üzerinde yatan genç bir kadın.
Etrafında sessizce açılmış çiçekler.

Ve yüzünde o tuhaf sakinlik.

Sanki hayatın bütün gürültüsünden uzaklaşmış gibidir.

Belki de bu yüzden Millais'in Ophelia'sı bizi hala durdurur.

Çünkü burada ölüm korkutucu bir son gibi görünmez.

Daha çok kırılgan bir şiir gibi durur.

Ve Ophelia suyun içinde kaybolurken bize şunu hatırlatır:

Bazen trajediler bile
insanın kalbinde tuhaf bir güzellik bırakabilir.

The Ink and Flame
Ateşin hafızası, mürekkebin izi.